Sonuçta İnsanız…

Sonuçta insanız ve bu anlamda acizliğin statüsünde, olağanüstü olduğumuza, bir aynanın karşısında inanmışlığımızla yaşıyoruz desem çokta abartmış olmam galiba…

Buraya kadar her şey normaldi. İnsan bu; ölümlü bir canlı ve dünyaya dair söylemleri, umutları hayalleri olduğunu herkesin kendisi kadar bildiğini de biliyoruz.

 

Fakat bir annenin acısını tarife konu etmekte zor olsa gerek. Şöyle ki bir taziye ziyareti sırasında evladını kaybeden bir annenin konuşma sorunu olduğu konuşamadığını ve evladı için üzüntüsünü paylaşamaması ve derdini içine atıp kimseye anlatamaması mevzu olunca derin düşüncelere dalmak üzülmek fazlasıyla yoruyor insanı… Doğuştan konuşma sorunu olduğu için derdini anlatamaması ve derdini kendi içinde yaşaması durumundan kaynaklı hastaneye kaldırıldığını ve kalbinin bu yükü kaldırıp kaldıramaması yönünde bir duruma kulakların şahitlik etmesi…

Mevki makam şan ve şöhrette değil bütün mesele…

 

Nerede o eski bayramlar…

Yarın bayram. Çocukluk dönemlerimizin vazgeçilmezi... Nerede o eski bayramlar… Şimdilerde kimileri dede, anneanne, babaanne, emmi, dayı... Ve parıltılı gözlerle bak bugün bayram, bizim ziyaret edilecek geçmişimiz,  bayram namazı saat kaçta diye merak edilen sorularımız var... Bir kültürümüz, eli öpülesi büyüklerimiz var. Geleceğin büyüklerine bunu yaşatmak ve yaşanmasına imkân vermek gerekmez mi?

Bir tarafıyla elbette buruk, bugün Israil’in zulmü altında anne babasını kaybetmiş çocuklar... Cenazesini bilmek için çocuklarının kollarına anne baba isimlerini yazan anneler. Bina yıkıntıları arasında bomba seslerinden korkan çocuklar... Allah’a şikâyet edeceğim sizi diyen çocuklar... Malumunuz daha nicesi... Orta Asya da Çin zulmü altında haber dahi alamadığımız kardeşlerimiz...

 

Bayramlar bayram ola... Biz sahip çıkacağız. Gençliğimize... Ve İhsan Fazlıoğlu'nun bir sözü: Tarih, ölü hadiseler yığını değildir.

Zulüm ile abad olanın akıbetinin berbat olacağına olan inancımız her daim tam...

Bunlara rağmen ifadesini kullanmak istemezdim. Keşke bunlara rağmen olmasaydı. Fakat biz ayakta durmayı bileceğiz. Bugün kalkıp hala kendi içimizde, birbirimizle uğraşmak yerine milli kalkınma hamlesine her bir vatandaşımız entegre olacağı gibi, eğitimden tarımına, tarımdan sanayisine kadar, ülkemizin ilerlemesi kalkınması için geleceğe sağlam bir vizyonla bakmanın çabası içinde olmalıyız.

 

Ve enerjimizi popülist bir anlayışa mahkûm etme lüksüne sahip olmadığımız gerçeğini bilerek yürümeliyiz.

Ayrıca şunu belirtmekte fayda var, savaşın mazlumlar üzerinde yıkıcı etkisini bilecek ve unutmayacak olmamız durumunu ortadan kaldırmaya yönelik, bir beyinsel yönlendirmeye evirilmeyip, Mescidi Aksayı, Doğu Türkistan’ı unutturmaya yönelik her algıyı da sadece bir pencereden bakıp unutmama kararlılığına sahip olmalıyız.

Bir bayramın bayram olması geleceğin geçmişle olan bağında aramak ve nerede o eski bayramlar diye bir ifadenin yansıması geçmişin dünya üzerindeki adaletine kadar uzandığını düşündürmekte ve büyüklerin geçmişine olan özlemi olsa gerek. Sağlıcakla…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.