Türkiye’de Tohumculuğun tarihi seyri

 Türkiye son yıllarda kabuğunu kırmış, hemen her alanda büyük başarılara imza atmıştır. Tarımda dünyada yedinci Avrupa’da birinci sıraya yükselmiştir.

Türkiye, fındık, kayısı, kiraz, incir de dünya birincisi çilekte dünya ikincisi, mercimek ve yerfıstığında dünya üçüncüsüdür. Elma, domates, mandalina ve nohutta dünyada dördüncü sıradayız. Şekerpancarında beşinci sıradayız. Çay ve üzüm ile de altıncı sıradayız. Ayçiçeği ve limonda yedinci sıradayız. En çok arpa üreten ülkeler arasında sekizinci sıradayız. Portakalda onuncu, buğdayda on birinci sıradayız. En büyük başarı da tohumculukta olmuştur.

Türkiye Tohumculukta dünyanın en büyük 10 üreticisinden biri oldu. Türkiye’de kullanılan sertifikalı tohumlukların yüzde 96’sının yurt içinde üretilmektedir

Peki bu başarı nasıl oldu? Bu sabahtan akşama olacak bir şey değildir. Arkasında bilgi, beceri, tecrübe ve çok büyük emek ve öz veri var. Gelin bu işin tarihi arka planına bir bakalım.

Dünya tohumculuğunun gelişmesinde bilimsel ve teknolojik gelişmeler daima önemli ve belirleyici olmuştur. 19 uncu yüzyılda temelleri atılan genetik bilimi, sistematik bitki ıslahı ve çeşit geliştirme faaliyetlerine giden yolu açmıştır. 20’nci yüzyıl başında uygulamaya konulan hibrid (melez) teknolojisi ise özel sektör girişimciliği ve ticari tohumculuk arasındaki en etkili ve güçlü köprülerden birini kurmuştur.

Osmanlıda da tarımsal üretimin artması, tarımsal üretimin gelişmesi ve birim alandan daha fazla üretim yapmak amacı ile 1847 yılında İstanbul’da Ayamama Çiftliği’nde ilk ziraat mektebi açılmış, başlatılan tarımsal yükseköğretim dünyadaki gelişmelere paralel olarak sürekli kendini yenilemiş ve geliştirmiştir.

Bu dönemde yeni türlerin, yeni bitki çeşitlerinin ve kaliteli tohumların bitkisel üretimin artmasında, çeşitlendirilmesinde ve ihracat gelirlerinin elde edilmesindeki önemi fark edilmiştir.

Tohumculukta ilk olarak 1860 yılında ABD ve Mısır'dan pamuk tohumu ithal edilerek Ege ve Çukurova Bölgeleri’ndeki üreticilere tohumluk olarak dağıtılmıştır. 1870-1880 yılları arasında ise yabancı bazı demir yolu şirketleri tarafından demir yolu hattı inşaatı çevresinde tahıl ve pamuk tohumu dağıtılmıştır.

Çeşit ve tohum ithalatı 1876-1908 yılları arasında devam etmiştir. Bu alanda ihtiyaç duyulan eğitim ve araştırmanın temeli olan deneme çiftlikleri ve demonstrasyon alanları oluşturulmuştur.

Cumhuriyet Dönemi’nde ise Ankara’da kurulan “Yüksek Ziraat Mektebi”, “Yüksek Ziraat Enstitüsü Ziraat Fakültesi”, “Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi” olarak devam ettirilmiştir. Cumhuriyetin ilk yılları (1925) ile ülkemizde planlı ve sistematik bitki ıslahı çalışmalarının yürütülebilmesi için “Tohum Islah İstasyonları (günümüzde Araştırma Enstitüleri)” kurulmaya başlanmıştır (Altay 2016). 1926 yılıyla birlikte “anaç” pancar tohumu yurt dışından getirtilmiştir.

“Tohum Islah İstasyonlarında” yapılan ıslah çalışmalarıyla beraber Yeşilköy Tohum İstasyonunda seleksiyon işleri 1926-1927 sezonunda başlamıştır. Çalışmalar sonucunda 1928 yılında bulunan ilk çeşit, 1133 Karakılçık makarnalık buğdayıdır.

1928 yılında Ankara’da kurulan “Umum Ziraat Laboratuvarı”, 1930 yılında yürütülen organizasyon çalışmasıyla “Tohum Islah İstasyonuna”, 1936 yılında yürütülen organizasyon çalışmasıyla deneme yapabilme yetkisi de verilerek “Tohum Islah ve Deneme İstasyonuna” dönüştürülmüştür. 1950 yılında kurulan “Devlet Üretme Çiftlikleri” (günümüzdeki adıyla TİGEM) tohum üretilebilmesi için görevlendirilmiş olup başta arpa ve buğday olmak üzere ülkenin ihtiyaç duyduğu sertifikalı tohumluk üretimine başlanmıştır (Bağcı ve ark., 2020).

Ülkemizde tohumculuk sektörünün yapısını incelediğimizde; sebze ve tarla bitkileri tohumları üretimi ve ıslahında çalışan kuruluşları dört grupta toplayabiliriz. Bunlar

1-Kamu Tarımsal Araştırma Enstitüleri ve Üniversiteler,

2- Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM),

3-Birlik ve Kooperatifler,

4-Özel tohumculuk firmaları.

Tohumculuk kanunuyla ilgili kamuoyunda ağırlıklı olarak sektörün yabancı sermayeli firmaların tahakkümüne verildiği, yerel çeşitlerin üretiminin yasaklandığı ve tohumu şirketlerden almak zorunluluğu getirildiği iddiaları gündeme getirilmektedir. Bu tamamen asılsız bir iddiadır.

 2006 da tohumculuk kanununun çıkarılmasından sonra tescil ettirilen yerli çeşit sayısında önemli bir artış olmuştur. Kronolojik olarak yakın dönemi değerlendirdiğimizde rakamlar bizi haklı çıkarmaktadır.

1964-2006 tarihleri arasında 116 özel sektör firması 2710 çeşidi (tarla bitkileri+sebze) tescil ettirirken, özel sektörün payı %77,8 olmuştur.

2006-2020 tarihleri arasında 315 özel sektör firması 7093 çeşidi (tarla bitkileri+sebze) tescil ettirmiş ve özel sektörün payı %87,2 ye yükselmiştir.

1964-2006 yılları arasında özel sektöre ait çeşitlerden; 293 (%10,8) çeşit yerli, 2414 (%89,2) çeşit yabancı ıslah kökenlidir. 2006-2020 yılları arasında tescil ettirilen özel sektöre ait çeşitlerden; 2058’i (%30,2) yerli, 4760 i (69.8) yabancı çeşittir. Burada üretilen yabancı çeşitler de bu ülkenin bir katma değeridir.

Görüleceği gibi 2006 da tohumculuk kanununun çıkarılması ile tescil ettirilen yerli çeşit sayısında önemli bir artış olmuştur.

Tohumculuk hakkında söylenenlere bakıldığında tohumların GDO’lu olduğu kromozom sayısı ile oynandığı, tohumculuk sektöründe dışa bağlı olunduğu, İsrail’in bize genleriyle oynanmış tohumlar sattığı, hibrit tohumların kansorejen olduğu, ata tohumu ekmenin yasak olduğu vb. gibi yalan yanlış söylemler ile milletimizin kafası karıştırılıyor.

Bu iddiaların hiçbiri bilimsel değildir, doğru değildir. Türkiye’de GDO’lu tohum üretimi yoktur. Yasaktır. Ekene hapis cezası vardır.

Tohumların özellikle de kromozom sayısı değiştirilmemiştir.

Türkiye’de tohumculuk sektöründe %96 oranında yerli firmalar hakimdir.

Hibrit doğal bir yöntemdir. Çoğunlukla GDO'lu tohumla karıştırılıyor. Hibrit GDO değildir.

Artık İsrail’e bağlı değiliz, İsrail genetiği oynanmış herhangi bir tohum almamaktayız.

Ata tohumu ekilebilir böyle bir yasak yok, asılsız bir iddiadır.

Ülkemizde GDO’lu tohum ekmek ve yetiştirmek yasaktır. Ülkemizde 2010 yılında çıkarılan 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu ile GDO'lu ürün ithalatı ve Türkiye'de üretimi yasaklanmıştır. Uymayanlara 10 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. Sadece hayvan yemi olarak kullanılmak üzere bazı ürünlerin (mısır ve soya) ithalatına izin verilmektedir. O da, Biyogüvenlik Kurulu Kararı ile izin verilmektedir.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.